Kanserin yaygınlaşmasına yol açan çevresel faktörlerden bahsetmek gerekiyor. İnsan sağlığı, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, tükettiğimiz gıda, yaşadığımız şehir ve toprağın kimyasıyla doğrudan ilişkilidir. Bilim insanları, içinde bulunduğumuz dönemi “Antroposen” olarak adlandırıyor. Bu çağda insanlar, doğanın bir parçası olmanın ötesine geçerek, doğayı dönüştüren ve gezegenin hafızasına iz bırakan bir güç haline gelmiştir.
Ancak Antroposen sadece iklim krizi demek değildir. Aynı zamanda görünmeyen bir toksisite çağını da ifade ediyor. Hava, su, toprak ve gıda zinciri kimyasallarla dolup taşıyor. Endüstriyel üretim, fosil yakıtlar, egzoz gazları, pestisitler, ağır metaller ve mikroplastikler gibi maddeler, hem gözle görülebilir hem de görünmez şekillerde sağlığımızı tehdit ediyor. Bu durum, hücrelerimiz ve DNA’mız tarafından da algılanıyor.
Kanser sıklığındaki artış, uzun süre “İnsanlar daha uzun yaşıyor” şeklinde basit bir cümleyle açıklanıyordu. Ancak bu açıklama artık yetersiz kalıyor. Yaşlanma ve genetik yatkınlık önemli risk faktörleri olsa da, genç yaşta ortaya çıkan kanser vakalarındaki artış, bu durumu sorgulamamıza neden oluyor. Kanser yükünü artıran etkenler yalnızca bedenin içi değil, aynı zamanda yaşadığımız çevre de olabilir.
Asbestin mezotelyoma ile ilişkisi, hava kirliliğinin akciğer kanseri üzerindeki etkisi gibi bazı bağlantıları biliyoruz. Kirli havadaki partiküller, akciğerleri etkilediği gibi, damarlar, bağışıklık sistemi ve hücresel denge üzerinde de olumsuz etkilere yol açabiliyor. Pestisitlerin yoğun maruziyeti, özellikle lenfoma ve lösemi türleri açısından dikkatle izleniyor. Endokrin bozucu kimyasallar ise hormon sistemlerimizi etkileyerek, çeşitli tümörlerin gelişiminde rol oynayabiliyor.
Son zamanlarda karşılaştığımız bir diğer sorun ise mikroplastikler. Mikroplastikler, insan kanında, akciğer dokusunda ve plasentada tespit edildi. Uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamadı. Ancak doğaya bıraktığımız plastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini sorgulamadan geçemiyoruz.
Bir onkolog olarak, kanseri sadece tümör hücreleriyle sınırlı görmüyorum. Kanser, bazen hücre içindeki bir bozulmadan kaynaklansa da, çoğunlukla bu bozulmayı hazırlayan çevresel faktörler dışarıdadır. Kirli hava, sağlıksız gıda ve kimyasal yükü artmış tarım ürünleri gibi unsurlar, insan bedeninde sessiz bir arka plan oluşturuyor.
Bu nedenle kanserle mücadele yalnızca hastanelerde başlamaz. Temiz hava politikaları, güvenli tarım uygulamaları ve sağlıklı gıdaya erişim, bu mücadelenin önemli parçalarıdır. Antroposen, insanın doğaya yaptığı her etkiyi, bir süre sonra insan bedenine geri yazıyor. Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı bir çevreyle mümkündür. Yeni ilaçlara ihtiyaç duyulsa da, temiz hava, su ve gıda da bir o kadar önemlidir. Kanserle mücadele, sadece hastalığı tedavi etmek değil, onu tetikleyen çevresel faktörleri değiştirmektir.



